İdari yargılama hukuku, idarenin kamu gücünü kullanarak tesis ettiği işlem ve eylemlerin hukuka uygunluğunun bağımsız yargı mercileri tarafından denetlenmesini sağlayan hukuk dalıdır. Hukuk devleti ilkesinin doğal bir sonucu olarak idarenin bütün işlem ve eylemleri yargı denetimine tabidir. Bu ilke, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası´nın 125. maddesinde açıkça düzenlenmiş olup, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunun açık olduğu hüküm altına alınmıştır.
İdari yargı sistemi esas itibarıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre yürütülmektedir. İdari uyuşmazlıkların çözümünde ilk derece mahkemeleri olarak idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleri görev yaparken, bölge idare mahkemeleri istinaf incelemesini, Danıştay ise belirli uyuşmazlıklarda temyiz incelemesini gerçekleştirmektedir. Böylece idarenin hukuka uygun hareket etmesi güvence altına alınmakta ve bireylerin temel hak ve özgürlükleri etkin bir şekilde korunmaktadır.
İdari yargıda açılabilecek davalar temel olarak iptal davası, tam yargı davası ve idari sözleşmelerden kaynaklanan davalar olmak üzere üç ana gruba ayrılmaktadır.
İptal davası, hukuka aykırı olduğu ileri sürülen idari işlemin ortadan kaldırılması amacıyla açılan davadır. Bu davanın temel amacı, hukuka aykırı idari işlemin geçmişe etkili olarak hukuk düzeninden kaldırılmasını sağlamaktır. İptal davası açılabilmesi için davacının meşru, kişisel ve güncel bir menfaatinin ihlal edilmiş olması gerekmektedir. Ruhsat iptali, memur disiplin cezaları, kamu personeli atama işlemleri, imar planları ve idari para cezaları gibi birçok idari işlem iptal davasına konu olabilmektedir.
Tam yargı davası ise idarenin hukuka aykırı işlem veya eylemleri nedeniyle kişilerin uğradıkları maddi ve manevi zararların giderilmesini amaçlayan dava türüdür. Bu davalar çoğunlukla hizmet kusuru, kusursuz sorumluluk veya idarenin hukuka aykırı işlemleri nedeniyle meydana gelen zararların tazmini amacıyla açılmaktadır. Özellikle trafik kazaları, kamulaştırmasız el atma, deprem nedeniyle yıkılan yapıların idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı iddiaları, kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmemesi nedeniyle oluşan zararlar ve hukuka aykırı idari işlemler sonucunda doğan maddi veya manevi kayıplar tam yargı davalarının en sık görülen örnekleri arasında yer almaktadır.
İdari sözleşmelerden doğan davalar ise idarenin kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla yaptığı idari nitelikteki sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünü konu almaktadır. Yap-işlet-devret projeleri, kamu hizmeti imtiyaz sözleşmeleri ve belirli kamu ihale sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar bu kapsamda değerlendirilmektedir.
İdari davalarda süreler büyük önem taşımaktadır. Genel dava açma süresi, özel kanunlarda farklı bir düzenleme bulunmadıkça, idare ve vergi mahkemelerinde altmış gündür. Bu süre hak düşürücü nitelikte olduğundan, sürenin kaçırılması halinde dava açma hakkı büyük ölçüde ortadan kalkmaktadır. Ayrıca bazı durumlarda idareye başvuru yapılması veya zorunlu idari başvuru yollarının tüketilmesi de dava şartı olarak karşımıza çıkabilmektedir.
Sonuç olarak idari yargılama hukuku, bireylerin idarenin hukuka aykırı işlem ve eylemlerine karşı etkili bir hukuki koruma elde etmelerini sağlayan en önemli denetim mekanizmalarından biridir. İptal davaları hukuka aykırı işlemlerin ortadan kaldırılmasını, tam yargı davaları uğranılan zararların giderilmesini, idari sözleşmelerden kaynaklanan davalar ise kamu hukuku ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların çözümünü amaçlamaktadır. Bu nedenle idari yargı sistemi, hukuk devleti ilkesinin uygulanmasında ve idarenin hukuka bağlılığının sağlanmasında vazgeçilmez bir role sahiptir.